Kadın Sığınakları ve Danışma/Dayanışma Merkezleri 14. Kurultayı Atölye Sonuçları

19-20-21 KASIM 2011 - NEVŞEHİR

Kadına yönelik şiddet, güncel politikalar ve feminist mücadele atölyesi sonuçları

Atölye, kadına yönelik şiddeti erkek egemen sistem içerisinde erkeklerin kadın bedeni ve emeği üzerinde tahükküm kurmak ve sürdürmek için kullandığı en önemli araçlardan biri olarak tanımlamıştır. Kadına yönelik şiddet, kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikten doğar. 

  1. Hükümetin kadına yönelik politikaları yakından izlenmeli, feminist mücadelenin kazanımlarının ve söylemlerinin içinin boşaltılmasına izin verilmemelidir. Bunun karşısında feminist stratejilerimizi üretme ve geliştirme kararlılığında olacağız.
  2. Hükümet ile kadın örgütlenmeleri arasındaki görüşme süreci önemlidir. Ancak hükümetin halihazırdaki tutumunun bir oyalama sürecine dönüşmesi tehlikesinin farkında olmalıyız. 
  3. Bu görüşme sürecinden ayrı olarak kendi gündemimizi oluşturmalıyız. 
  4. Mevcut Bakanlığın adından “kadın” sözcüğünün çıkarılıp “aile” sözcüğünün eklenmesini eleştiriyoruz; Kadın ve Eşitlik Bakanlığı konusundaki talebimizde ısrarcı olacağız. 
  5. 222 kadın örgütü tarafından hazırlanmış olan “Kadına Karşı Her Türlü Şiddetin ve Ev içi Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun” metninin bu hali ile itirazsız olarak yasalaşması için mücadele edeceğiz. Mücadelemizi güçlendirmek için kadınların yasa okur yazarlığını arttıracağız.
  6. Bu kanunun yanı sıra İstanbul Sözleşmesi’nin de çekincesiz olarak meclisten geçirilmesi gerekmekte. Bu sözleşmenin usulüne uygun olarak yürürlüğe konması, uygulanmasının sağlanması için mücadele edeceğiz. 
  7. Kadına karşı şiddet konusunda kurumların (kolluk, savcılık, mahkemeler, SHÇEK, Adli Tıp, sağlık kuruluşları, müftülük) uygulamalarının takip edilmesi önemlidir. Bu kurumlar tarafından yapılan çalışmalar şeffaf olmalıdır. Bu kurumlarda çalışanlara periyodik olarak kadın haklarını da içeren toplumsal cinsiyet eğitimlerinin verilmesi konusunda ısrarcıyız. 
  8. Eğitim müfredatının toplumsal cinsiyet konusuna duyarlı olacak şekilde yeniden düzenlenmesi bir zorunluluktur. Hükümetin bu konudaki uygulamaları bizler tarafından takip edilecek, ayrımcı ve cinsiyetçi söylemlerin kaldırılması için ısrarcı olacağız. 
  9. 25 Kasım’da 222 kadın örgütü tarafından hazırlanan Kadına Karşı Her Türlü Şiddetin ve Eviçi Şiddetin Önlenmesi Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın eş zamanlı olarak ortak bir basın açıklaması ile yasalaşması talebimizi duyuracağız. Bu yasanın ivedilikle itirazsız olarak yasalaşmasi talebimizi yazılı olarak Bakanlık`a ileteceğiz.
  10. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulması ile beraber SHÇEK`lerin lağv edilerek devredilmesine ve bu sürecin belirsiz bir şekilde seyretmesine karşıyız. “Hak” kavramının yerini “yardım” kavramının yer alması sürecini pekiştirmeye yönelik uygulamalar sosyal refah ve eşitlik politikalarına aykırıdır. 
  11. Hükümetin, aile irşat büroları, aile eğitim programı gibi uygulamaları kadının güçsüzleştirildiği bir aileyi güçlendirmektedir. Bunun karşısında somut feminist söylem ve politikalar üretilmelidir. 
  12. Hükümetin evde bakım hizmeti, aile yardımı gibi sosyal politikalarının takibi yapılmalı, bu süreç feminist ve kadını güçlendiren politikalar açısından değerlendirilmelidir. 
  13. Hükümetin yasa yapma süreci, diyanet ve çeşitli kurumlarla yaptığı protokoller, bizler tarafından etkin bir şekilde takip edilecektir. Bilgi paylaşımı yapabilmek ve karşı sözümüzü üretmek için www.siginaksizbirdunya.org web sitesini etkinleştirmeliyiz. 
  14. Medyanın bağımsız olmadığını göz önünde bulundurarak, medyada yer alan tüm kadın haberlerinin ele alış biçimlerini feminist bir yöntemle inceleyeceğiz, sorgulayıcı olacağız. Medyanın cinsiyetçi diline karşı feminist strateji oluşturacağız.

Şiddetin kavramsallaştırılması ve kadın örgütlerinde gönüllülük ve bilinç yükseltme atölye sonuçları

  • Atölye katılımcıları, şiddeti tanımlarken şiddetin suç öznesinin de belirtilmesi, şiddetin sistemsel olduğunun göz önüne alınması konusunda görüş birliği oluşturdular. Şiddetin öznesi büyük ölçüde erkeklerdir. Atölye katılımcılarının bir bölümü kadınların uyguladığı şiddet için de “erkek şiddeti” nitelemesinin açıklayıcı olabildiğini belirtirken, bir bölümü erkek şiddeti/erkeklik şiddeti kavramının erkeğin doğuştan şiddet sahibi olduğunu ima ettiğini, bunun da özcü olduğu için kabul edilemeyeceğini ifade ettiler. Kavramlar üzerinde tartışmaya devam edileceği, şiddetin yaradılışla ilgili değil, toplumsal bir şey olduğu konusunda ortaklaşıldı. “Erkek şiddeti” yerine “erkek egemen şiddet” önerisi getirildi, bunun toplumsal ve politik şiddete işaret ettiği söylendi.
  • Atölyeye katılan bazı kadınlar, kurultayın şiddetsiz bir ortam yaratamadığını ifade ettiler. Bunun temellendirilmesini ise etnik kimliklerini vurguladıkları zaman oluşan tepki üzerinden yaptılar. Kürtçe konuşan bir kadının, tercüman eşliğinde yaşadıklarını ana dilinde anlatması atölyede gerginlik yarattı. Bu durumun ardından farklılıkların ötekileştirmeyi beraberinde getirme tehlikesinden söz edildi. Kurultay’a katılanların kadın olmasının aynı deneyimlere sahip olunması anlamına gelmeyeceği, sahip olunan farklılıkların herkesi güçlendirebileceği, Kurultay’a katılan kadınların kendilerini istedikleri gibi ifade edebilecekleri vurgulandı. Devlet şiddeti ile ilgili sorunların konuşulacağı platformun Kurultay olmadığı, burada yalnızca kadınların kadın olmasından kaynaklanan şiddetin konuşulabileceği görüşü savunuldu. Bu şiddet biçimlerini birbirinden ayırmanın her zaman mümkün olmadığı dile getirildi.
  • Yaşanan tartışmaların geldiği noktada, Kurultay Bileşenleri’nin daha önce üzerinde uzlaştığı ilkeler ile ilgili hatırlatmalar yapıldı. Feminist bir anlayışla oluşturulan bu ilkelerin kendi deneyimlerimizi başka kadınlara dayatmamayı, Kürt ya da Ermeni kadınların kendi kimlikleri ile kurultaya katılabileceklerini açıkça içerdiği hatırlatıldı. Feminizmin hiyerarşi ve iktidarı çokça sorguladığı, kendi deneyimlerimizle yüzleşmek gerektiği, katılımı engelleyen hiyerarşik yapılara karşı da mücadele etmek gerektiği belirtildi.
  • Kadınlar, içinde bulundukları örgütlerle ilgili deneyim paylaşımlarında bulundular. Bazı örgütlerin yönetim kurulu, başkanlık gibi mercilere sahipken bazılarının hiyerarşi içerdiği gerekçesiyle bunların kağıt üzerinde kalmasını tercih ettiği görüldü. Gönüllülüğün işlevinde zaman zaman sıkıntı yaşandığı, tüm işin yönetim kurulunca üstlenildiği dile getirildi. Gönüllüğü azaltanın ne olduğu sorusuna uzlaşma kültürünün olmaması, STK’ların proje bazlı çalışması gibi farklı yanıtlar verildi.
  • Bazı kadınların atölye sonucunda somut bir veri edinip içinde bulundukları örgütlenmeye aktarma isteklerinin olduğu, buna karşılık atölye sonucunda somut bir veri elde edilemediği yönünde eleştirisi oldu. Buna karşılık, atölyelerin ders verilen yerler olmadığı, bir uzmanın konuyu anlatıp, diğer kadınların notlar alacağı bir çalışma olmadığı görüşü dile getirildi. Yıllardır elde edilen deneyimin neticesi olan kazanımlar ve aksaklıkların dile getirilmesinin önemi vurgulandı.
  • Atölye sonucunda, bazı kadınlar etnik kimliklerin vurgulanmasından duydukları rahatsızlığı dile getirmek için bir dilekçe hazırlamayı tercih ettiler.

 

Sığınaklar ve Danışma/Dayanışma Merkezleri Kurultayı Sığınak Atölyesi sonuçları

  1. Neden sığınak? Sığınak kavramı erkek şiddetini görünür kılar ve şiddet uygulayanı afişe eder. Sığınak dışındaki kavramlar şiddete karşı mücadelenin içini boşaltmakta. Erkek şiddeti politiktir; sığınak da politik bir kavramdır. Kadınlar erkeklerin uyguladığı şiddet nedeniyle sığınmaktadır, kadın kurtuluşunun hedefi sığınaksız bir dünya olmalıdır. Atölyede “özgür yaşam evleri” konusunda bir tartışma yapıldı. Sığınakta kalan kadının özgür olmadığı, özgürlük mücadelesi içinde olduğu dile getirildi. Bu konu tartışmaya açık bırakıldı. Sonuç olarak; “sığınak” sözcüğü önemlidir, politiktir ve “sığınak” kelimesinin kullanılmasını tercih ediyoruz.
  2. Danışma/ Dayanışma Merkezleri. Da(ya)nışma merkezinin çalışmalarında kadın dayanışması esas alınmalı. Bir uzman-danışan ilişkisinden çok kadın dayanışmasından yola çıkılmalı. Sorgulayıcı ve yargılayıcı yaklaşım kadın dayanışmasını engeller. Sığınağı olan yerlerin dayanışma merkezinin de olması gerekir.
  3. Sığınak ve Da(ya)nışma Merkezi Uygulamaları. Sığınak uygulamaları: Sığınak sürecinde kadınların kendi güvenliklerinden sorumlu olmaları, sığınak sonrasında güvenliklerini sağlamaları konusunda güçlendirici olacaktır. Çalışanların korumacılıktan, kadınlar adına karar verip kural koymaktan, sorgulayıcı olmaktan uzak ve kadınları güçlendirici bir yaklaşıma sahip olmaları gerekiyor. SHÇEK ve belediyelerde çalışan kadınlar resmi kurumlarda çalıştıkları için belli sorumlukları olduğunu ve bürokratik yapının onları kural koyma ve uygulama konusunda zaman zaman seçeneksiz bıraktığını belirttiler. Bununla birlikte kurallar ve denetleme anlamında çizilen dar çerçeveyi sorgulamamız ve değiştirebilme gücümüze inanmamız gerekiyor. Kurultay, sığınak ve da(ya)nışma merkezlerine dair politikaların üretilmesi, paylaşılması için önemli bir zemin. Bilgi-deneyim paylaşımı: Da(ya)nışma merkezlerinin ve sığınakların tuttuğu istatistikler ve raporlamalar diğer da(ya)nışma merkezleriyle paylaşılabilir. İzmir örneğinde olduğu gibi, oluşturulacak bir platformla da(ya)nışma merkezleri verileri, deneyimlerini düzenli olarak paylaşabilir, çıkan sonuçlar resmi kurumlarla (örn. KSGM) paylaşılabilir. Kurultay web sitesi aktif kullanılarak, karşılaşılan iyi ve kötü uygulamalar, geliştirilen çözümler ya da çözümsüzlükler paylaşılabilir. Denetim: Hem SHÇEK, hem de belediye sığınaklarında ciddi bir nitelik sorunu var. Kadın örgütlerinin, sivil oluşumların denetim yetkisinin olması gerekiyor. Kurultayda bir komisyon oluşturularak sığınak ve da(ya)nışma merkezleri ile ilgili edinilmiş deneyim paylaşımı yaygınlaştırılabilir.
  4. Sığınak Sonrası. Sığınak ve da(ya)nışma merkezleri kadınların iş bulmaları, ev kurmaları için destek verseler de olanakları kısıtlı. Sığınakta kaldığı süre ve sonrasında kadının desteklenmesinde devlet sorumluluk almalı. 
  5. Kolluk Kuvvetleri ve Gizlilik. Polis şiddetine uğrayan kadınların kadın oldukları için şiddete uğradıkları göz ardı edilmemeli. Kadın dayanışması ve şiddet uygulayanın afişe edilmesi bu tür şiddetle mücadelede önemlidir. 3’lü protokolün uygulanması bazı yerellerde olumlu sonuçlar verdi. Bunun her ilde hayata geçirilmesi, bu mekanizmalara dâhil olmak talep edilebilir. İstanbul Sözleşmesi çekincesiz kabul edilmelidir, bu konuların birçoğu sözleşmede zaten düzenlenmektedir.
  6. İhtisaslaşma. İhtisaslaşma adı altında ayrımcı uygulamalara zemin hazırlanmaktadır. Sığınaklar alternatif bir yaşamın da kurulacağı yerlerdir. Sığınak ve da(ya)nışma merkezi çalışanları, ayrımcılıkla ilgili farkındalık çalışmalarına katılmalıdır. Kadınları farklılıklarıyla kabul etmeli ve güçlendirici yönlendirmeler yapmalıyız.

ENGELLİ KADINLAR ATÖLYESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Engelli, 2828 sayılı SHÇEK’in kuruluş yasasının 3. maddesine göre doğuştan ya da sonradan hastalık ya da kaza sonucu zihinsel, bedensel, ruhsal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle sosyal yaşama uyamama durumunda olup korunma, bakım, rehabilitasyon ve danışmanlık hizmetlerine ihtiyaç duyan kişi olarak tanımlanır.

  • “Engelli” sözcüğü devletin ihmali sonucu ortaya çıkan bazı düzenlemelerin ve aksaklıkların sakatların yaşamında engellemeler (sokaktaki kaldırımlar, çukurlar vb.) oluşturması durumunda kullanılmalıdır. “Kör”, “topal”,” sağır” ya da genel olarak “sakat” sözcüklerinin kullanılmasında hiçbir sakınca bulunmamaktadır. Bunların yerine “engelli” sözcüğünü kullanmak, tıpkı kadınlara “hanım”, “bayan” demek gibi kavramları genel olarak yumuşatmaya çalışmaktır. Böylece gerek kadın hakları, gerekse engelli hakları alanına himaye edici, korumacı bir anlayış getirilmektedir. Oysa önemli olan toplumun engellilere karşı ayrımcılıktan uzak, insan hakları çerçevesinde birey olarak algılanmalarını içeren bir bakış açısı geliştirebilmesidir.
  • Engellilere ve özel olarak engelli kadınlara karşı sorumluluğu olan devletin çeşitli kurumları aracılığıyla engellilerin başarıları ve başarısızlıkları abartılarak sunulmakta, böylece engellilerin sorunları ve çözüm önerileri bireyselleştirilmekte, sosyal devlet anlayışından uzak uygulamalar yapılmaktadır.
  • Engelli kadın hem engelli hem de kadın olması nedeniyle çoklu ayrımcılığa uğramaktadır. Ayrımcılığın temelinde hiyerarşi, eşitsizlik, kendinden olmayanı ötekileştirme ve önyargılar bulunmaktadır. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin engelli kadınlar evde, sokakta, eğitimde, çalışma yaşamında hem özel, hem de kurumsal alanda temelde çoklu ayrımcılığa maruz kalmaktadır.
  • Ders kitaplarında, filmlerde, yazılı ve görsel basında engelli kadın, acınan, korunmaya muhtaç, beceriksiz ve yeteneksiz olarak anlatılmakta ve dolayısıyla ayrımcılığa maruz kalmaktadır.
  • Kadın sığınaklarında engelli kadınların yaşamlarını kolaylaştırmak amacıyla erişim, iletişim konularında önlemler alınmamakta, dahası devlete ve yerel yönetimlere bağlı olan danışma merkezleri, sığınaklar ve huzur evlerine engelli kadın kabul edilmemektedir.
  • Yönetmeliklerde engellilerin evlat edinemeyeceklerine dair bir madde olmadığı halde uygulamada özellikle anne engelli ise evlat edinmeleri uygun görülmemektedir.
  • Engelli kadın sosyal yaşamda ve aile içinde cinsel istismara daha fazla maruz kalmaktadır. Özellikle zihinsel engelli kadınlara cinsellik eğitimi verilerek kendilerini tanımaları, korumaları ve ihtiyaçlarını karşılamaları sağlanmalıdır.

Sonuç ve Önlemler

  1. STK’lar yerine göre “engelli” ve “sakat” sözcüklerini kullanmaktan çekinmemelidir.
  2. Engelli kadınları toplumdan dışlayan, ayrımcı uygulamalar (engelli parkı, engelli kadın sığınmaevi, engelli tatil köyü gibi) yerine toplumla iç içe olmalarını sağlayan uygulamalar geliştirilmelidir.
  3. Engelli kadınların eğitim ve çalışma hayatına katılmalarını sağlayan çalışmaların yapılması için kadın örgütleri baskı grupları oluşturmalıdır.
  4. Engelli kadınlarla ilgili olumlu örneklerin ön plana çıkarıldığı film, dizi, haber, reklam vb. yayınlar artırılarak engelli kadınlar görünür kılınmalıdır.
  5. Kadın danışma merkezleri ve kadın sığınaklarına erişim, iletişim (işaret dili ve diğer dillerde tercüman) için her türlü koşul sağlanmalıdır.
  6. Yerel yönetimlerden, engellilerle ilgili 2007 - 2012 yılları arasında yapmayı taahhüt ettikleri hizmetlerin ne kadarını gerçekleştirdiklerine ilişkin bilgi istenmelidir.
  7. Özellikle zihinsel engelli kadınlara ve yakınlarına cinsellik eğitimi verilerek kendilerini tanımaları, korumaları ve ihtiyaçlarını karşılamaları sağlanmalıdır.